31/8/2007 - ÇORBAMIZ SICAK
:: Çorbamız sıcak
Kafamız nasıl? Güzel mi kafalar? İçmeden sarhoşuz bu aralar. Nicedir kaşıdılar kaşıdılar , Danıştay da hakim vurdular ! Altından türban çıkınca Aman fena korktular . Baktılar ki durum kötü, Kollamak lazım hükümeti... Acaba ne yapmalı? Gündemi nasıl çevirmeli? Futbol ruhun gıdası dediler Aziz'i yerinden ettiler , Cami onbinlerle doldu , "Cenazeyi bırakıp Fener'e üzülenler" Çok ayıp oldu! Futbol, fado ,fiesta Durumu kurtarmayınca Kaynamaya başladı çorba Bakan Bey dedi ki , Bu işin aslı başka , Haydi artık görev başına . Çek bir duble tuzlama, Kafası bulanık halkıma. Yalanla, gerçeği karıştırıp , İnce ince doğrasak, Kekik, tuz ,biber , Biraz da sirkeyle, sarmısak , Beş televizyon , On gazete , Sabah,akşam bağırsak . Ne yapsak, ne etsek ? Unuttursak ,uyutsak. Devletin derinine inelim, Basıncı kardeşlerin sırtına binelim, Hadi biraz da susurluk katalım, Eski resimleri arşivden çıkaralım. Yanına, Atatürkçülük, Ulusalcılık, Milli ne varsa koyalım. Hepsini bir örgüt yapalım, Çorbamızı güzelce kaynatalım. Vatandaşa dayatalım. Oh, oh ,pek leziz , Pek de nefis olmuş, Ama millet bu numaralara doymuş Hasılı bu çaba boşmuş, İçine ne katsanızda, Yine de yenmez bu çorba. Lafım millete tezgah açanlara, Hangi mum kalmış ki yatsıya, Hangi yalan sürmüş ki sonsuza, Yarın biri çıkar, Yalanları bir bir sayar, O zaman millet sizi, Sadece camiden değil, Memleketten de kovar.
kck
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
30/8/2007 - KARANLIKTA YÜRÜYORUZ
:: Bir gün eğer karanlık...
Böylesine kendisiyle tutarlı, etik temizliği ve sadeliği ile göz kamaştıran, hukukun üstünlüğüne inanmış, geçmişi ve geleceğiyle laik cumhuriyet çocuğu bir cumhurbaşkanını bundan sonrasında zor buluruz. Ahmet Necdet ve Semra Sezer, sadece cumhurbaşkanlığı makamını dolduran bilgelikleriyle değil, örnek kişilikleriyle de Türkiye'nin çoktandır unuttuğu değerlerin temsilcisi oldular. Sadece unutulan değerlerin değil, unutturulan öteki Türkiye'nin de sesi oldular. Yalansız yaşamaya çalışan, evrensel değerlerden beslenen bir Türkiye'nin. Ahmet Necdet ve Semra Sezer çifti, Türkiye'nin :Hırsızların, hortumcuların, sadece parası olduğu için varlığı kabul edilen omurgasızların, ilkesizlerin, döneklerin ve çürümüş köhnelerin, sömürgeci müstemlekecilerin ülkesi olmadığını kanıtladılar. Onlara şükran ve minnet duygularımı sunuyorum. Atatürk'ün koltuğunda oturmanın, emanetini taşımanın ne demek olduğunu gösterdiler. Sezer, önce DSP,ANAP, MHP koalisyonunun hukuksuz isteklerine ve baskılarına direndi. 28 Şubat sonrasında Türkiye'nin yeniden hukuk çizgisine çekilmesini sağladı. Sonra, cumhurbaşkanı olarak hukukun üstünlüğünün ve uluslar arası hukuka uygunluğun nasıl uygulanacağının derslerini verdi. Birleşmiş Milletler ile Türkiye arasında kurduğu bağ sayesinde Türkiye kriz dönemlerini atlattı. AKP iktidarında Türkiye'nin sigortası oldu. Siyasetin seçilmiş krallarına, despotizm yanlılarına, çoğulculuğun ve fikri çeşitliliğin önemini anlattı. Onların ülkeyi faşizme sürüklemesine mani oldu. Demokrasinin sivil eller tarafından yok edilmesini engelledi. Çankaya'da barikat oldu. Popülizmi ve çürükçü güncelliği reddetti. Türkiye'nin gücü oldu. Uluslar arası toplumun en çok saygı duyduğu, ciddiyetine ve kararlılığına hayranlık beslediği dünya liderlerinden biri haline geldi. Sayın Sezer olmasaydı Türkiye Irak bataklığına girmişti bile. Sayın Sezer olmasaydı savaş tezkereleri MGK desteğiyle geçmişti bile. Türkiye işgal altındaydı. Sayın Sezer olmasaydı Kıbrıs bu kadarıyla da kalamazdı elimizden toptan gitmişti bile. Sayın Sezer olmasaydı Kuzey Irak konusunda haklarımız bitmişti. Sayın Sezer olmasaydı AB ile ilişkilerde Türkiye haklarını masada bırakmıştı. Teslimiyetçiliğimiz yüzünden Ege 'deki haklarımızı da kaybetmiştik. Sayın Sezer olmasaydı Amerika Türkiye'yi bitirmişti. Müstemleke haline dönüştürmüştü. Sayın Sezer olmasaydı Türkiye'nin bağımsız, özgür bir demokrasi olduğunun delili de olmayacaktı. Sayın Sezer olmasaydı Türkiye önce Büyük Ortadoğu Projesi, ardından ılımlı İslam deliliğiyle yok edilecekti. Sayın Sezer olmasaydı kadrolaşma Türkiye'de liyakat ve iş yapma olanağını ortadan kaldıracaktı. Sayın Sezer olmasaydı yanlış yapılan yasalar nedeniyle Türkiye sosyal devlet olma vasfını yitirecekti. Sayın Sezer olmasaydı Anayasaya aykırı yasalar çıkartılacaktı. Sayın Sezer olmasaydı hukuku, hukukun üstünlüğünü çıkarlarına göre yorumlayan bir siyasi kadronun eline kalacaktık. Sayın Sezer olmasaydı İşçiler, memurlar, esnaf, doktorlar, öğretim üyeleri, işsizler sahipsiz kalacaktı. Sayın Sezer olmasaydı sendikalar hükümetin sigorta yasalarındaki düzenlemeleriyle yok edilecekti. Sayın Sezer olmasaydı Irak'ın bile işgal altında onaylamadığı hükümleri içeren bir petrol yasası yürürlükte olacaktı. Sayın Sezer olmasaydı cemaatlere devletten para akacaktı.Türkiye'nin yaşam biçimi yasalar yoluyla değiştirilecekti. Sayın Sezer olmasaydı tıp etiği onarılmayacak kadar kötü bir şekilde yaralanacaktı. Sayın Sezer olmasaydı Türk eğitim sistemi çökertilecekti. Sayın Sezer olmasaydı "Laik Cumhuriyet" sadece lafta kalacaktı. Sayın Sezer olmasaydı Türk hukuku yok edilecekti. Sayın Sezer olmasaydı karşı devrimciler kazanmış olacaklardı. Sayın Sezer olmasaydı Türk demokrasisi globalizasyon karşısında bitirilecekti. Sayın Sezer olmasaydı bütün bunlar olacaktı. Bundan sonrasında ise yaşayıp göreceğiz. İyi ki varsınız. Sayın Cumhurbaşkanım Ahmet Necdet Sezer. Türk tarihinin dönemeçlerinden birinde var oldunuz ve tartışmasız bir önderlik yaptınız. Yaptıklarınızla, yapacaklarınızla Türk milletinin gönlünde ve tarihinde en güzel yerlerden birini aldınız. Sağolun, varolun. Bu ulus, "Bir gün eğer/karanlık bir yağmur gibi/ canını sıkarsa yaşamak…" elbette dönüp sizin döneminize bakacak ve mücadele için feyz alacaktır. Sağlıcakla efendim…
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
20/6/2007 - ZEYTİN AĞAÇLARI
:: Ben zeytin ağaçlarını çok severim: Bir Menemen Öyküsü
Çocukluğum Kastamonu, Çatalzeytin'de geçti.
100 küsur yıllık ahşap bir evin etrafında büyüdüm ben.
3 teyze, 6 dayı, bir anneanne, ben doğmadan yedi ay önce ölmüş dedemin sofadaki fotoğrafı, 4.teyze zannedilen anne -hem annem hem de babam çalıştığı için köye, anneanneme bırakılmışım bir süre, annemi arada bir gelen teyzem sanırmışım- ve bir sürü kuzen…
Bu, soba için odunların yığıldığı damını da sayarsak, 4 katlı yaşlı evin sakinleriydik hep beraber.
Sonradan annem evlat hasretine dayanamayınca ben İstanbullu oldum. Ama Çatalzeytin hep içimizdeydi ve biz de her yaz Çatalzeytin'de.
Bu büyük evin, kah yanından akıp giden dereye ayağımı soktum soğuk soğuk, kah kuyusundan bakraçla su çektim.
Kah borcutunda, bostanında komşu çocukları kovaladım elmaları tüketmesinler diye, kah kara incirin tepesinde çerkez büyükanaya yakalandım.
Küçükken kimse bize, biz çerkeziz, o kürt, şu gürcü, bu arnavut demezdi.
Hatırladığım, seyrelmiş kar beyazı saçları, geceleri herkes yatınca odalarda birbirlerine küçük seslerle dedikodu yapan kızları tarafından her banyo sonrası örülen, boncuk mavisi gözleriyle bir kadın, -Hayriyanım-, ve onun kilitli tahta dolabından fındık şekeri koparmaya çalışan üç beş çocuktu.
Ve tabi ki fındık şekerlerini sıcak, sıcak beyaz karton kutulara koyup vitrine sıralayan şekerci Hüseyin ve her daim sabahları taş fırından çıkardığı el yakan ekmekler kadar kızgın fırıncı Metin, eniştemin kağıt mı oynadığı yoksa siyaset mi konuştuğu bilinmez çarşıdaki gizemli kahve ve ramazan geceleri, yaklaştıkça yataklarımızda büzüşmemize neden olan sahur davulunun sesi.
Kışları sakinleşen bu ev yazları okul tatili ile birlikte dolar taşardı.
Okullarda öğretilen pek çok şey gibi şu çekirdek aile işine pek ısınamadım ben.
Anne baba ve çocuktan oluşan ideal aile bana hep keyifsiz gelmiştir.
Keyifle çekirdek bile çitlenmez çekirdek ailede.
Çünkü o bile bir paylaşım işidir.
Şimdileri düşündükçe anlıyorum ki çekirdek aile, nesiller arası kültür, gelenek, görenek, adet, örf, bilgi aktarımını keserek o toplumu geçmişinden ayırmak, birliktelik belleğini silmek, köklerinden koparmak böylece genç nesilin şaşkın, oradan oraya savrulmasına yol açmak ve nihayetinde o ülkenin paramparça edilmesini sağlamak için uydurulmuş bir yalanmış.
Yavaş ancak kesin bir yol.
Oğlum benden dinlemeyi reddettiği her şeyi dedesinden keyifle alıyor.
Onun hikayeleri ile uyuyor.
Büyük evin büyük çakıl taşları ile kaplı yokuşundan ki sonradan beton merdiven döküldü temizlemesi kolay oluyor diye, aşağı inip hemen sahil yolunun altındaki Karadeniz'e çıkmadan önce taş bir kapı karşılardı bizi.
Önce yokuşun yanından akan derenin setine tırmanılır - çok dikkat etmek gerekirdi çünkü derenin kenarı ısırgan otları ile kaplıydı ve benim gibi mayolu halde üstüne düşerseniz her yeriniz bir hafta el gibi kızarık gezerdiniz-oradan da bu ters u şeklindeki kapının üstüne çıkılırdı.
Karadeniz'in canı ne kadar istiyorsa o kadar ısınan yaz akşamlarında Şirin teyzemin maydanozlu karabiberli köftelerinin şişirdiği midelerimizle o taş kapının üstüne yatardık.
Ben zeytin ağacıyla orada tanıştım
Karamanlar'ın denize inen zengin yeşilliğinde türünden ender kalmanın mahzunluğuyla mı yoksa yavaş yeşeren meyvalarının ağırlığıyla mı bilinmez dalları üstümüze iner, Uğur'la - kuzenim - beni gölgelerdi.
Uğur'u bilmem ama ben bir taraftan kendime benzetiyordum o zeytin ağacını.
Büyükşehirde yaşayıp yazları bu köy-kasabaya gelen ne büyükşehirli olabilmiş ne de köylü kalabilmiş, şu bir, iki aylık tatil bitip de eski 302'lerin gürültüsüyle dönüş dağlarını tırmanırken bilmediği türkülere ağlayan ben gibiydi o zeytin ağacı da sanki.
Egeli olup Karadeniz'de yeşermekti kaderi.
Çocukluğum, o büyük ev, o taş kapı ve zeytin ağacım çok uzaklarda artık.
Ve yıllar sonra şimdi zeytinin memleketindeyim.
Her geldiğimde daha da çok sevdiğim İzmir'de Menemen mitingi öncesi otel lobisinde kahvaltı masasında oturuyorum.
Ve masanın ortasında plastik bir kap içerisine yerleştirilmiş, plastik meyvaları olan yapma bir zeytin ağacı-dalı bana bakıyor.
Yanımda oturan Tuncay Özkan, Erbil ağabeyin "plastik papatya kokusu" kitabını hatırlatıyor.
Ben çocukluğuma kayıyorum.
Ve oğluma para ile alsam böyle anılar bırakıp bırakamayacağımı düşünüyorum.
Ona verebileceğim bir kasaba yaşamı yok benim, fındık şekeri hiç sevmiyor, denedim...
Ama kendi hatıralarını yaratacağını düşünüp avunuyorum.
Ben de kendiminkilerle yaşlanacağım.
Ve az birazdan, yıllar sonra -aslında bir şeylerin başlangıcıydı - diye konuşulacak bir günde Menemen'de, Tuncay ağabey konuşacak.
Masadakilerin, kendiminkinden tahmin ediyorum, mideleri düğüm düğüm.
Suat ağabey, oğlu Emre, Adnan, Hulusi...
Nedendir bilmiyorum,
Sanki oradaki binlerce kişiye Tuncay Özkan değil biz konuşacağız,
Hepimizde bir heyecan.
Belki bir değişim arzusudur bu.
Belki saf bir iyi niyet.
Belki de işte bu saflığın, şiddetli değişme arzusunun dayanılmaz gücüdür bedenlerimizi zorlayan, sarsan, midelerimizde düğüm üstüne düğüm atan.
Bir kaç espri ile yumuşuyoruz.
Amacı bu kadar temiz, amacından bu kadar emin insanların kaybedecek çok şeyleri yoktur.
Aslında kazanacak çok şeyleri de olmaz sonunda, amaç yerine gelince.
Menemen'e gittik.
Zeytin ağaçlarının arasından.
Güneşli bir günde, Kubilay'ın başının kesildiği yerden biraz uzakta, bir sokağın köşeyi dönerken yarattığı küçük meydana sığamamış binlerce zeytin ağacı ile karşılaştık.
Tıpkı benim köydeki ağacım gibi türlerinden ender kaldıkları iddia edilen, artık marjinalsiniz denilen, kaç kişisiniz diye sorulan binlerce Atatürkçü ile karşılaştık...
Sesimiz çıktığı kadar bağırdık Tuncay ağabey ile.
Sesimiz canlı yayınla avaz avaz bütün Türkiye'ye yayılırken hemen yanımdaki sivil polis memuru elinde küçük bir kamera ile "Türkiye laiktir laik kalacak" diyen zeytin ağaçlarını çekiyordu.
Neden diye sormadım.
Bir bildiği vardır elbet dedim.
Sonra karşıt görüşten bir dergiden bir foto muhabiri çekine çekine söyledi, nerede çalışıyorsun diye sorunca.
Öylesine yakın yakın basıyordu ki deklanşöre hemen anlaşılıyordu zaten.
Ona da yol açtım daha rahat çalışabilsin diye.
Miting bitti, bir sevgi seli içinde Menemen'den ayrıldık ama benim aklım köydeki zeytinde kaldı.
Dönüş yolunda aileden bir büyüğümü aradım.
"Yahu Karadeniz'de zeytin ağacı olur mu" diye.
"Oğlum "dedi "sen memleketinin adını unuttun herhalde?"
"Çatalzeytin."
O zaman hatırladım ki köyde ender sandığım zeytin ağaçları bizim evden sahil boyunca diziliydi.
Lordun evi-sahibi Amerika'ya yerleşince bizimkiler onu çok büyük adam yani "lord" yapmıştı-, postanenin önü, fırın, çarşı, jandarmaya doğru devam ettikçe her yer zeytin ağaçlarıyla kaplıydı...
Ve Menemen'den çıkarken bir kez daha anladım ki ender kaldığımızı sandıkları bizler her yerde öyle çokuz ki.
Menemen'de dar bir sokakta başımız kesilirken, İzmir'de geniş bir meydanda ilk kurşunu sıkarken, Çatalzeytin'de bir taş kapının üstünde hayal kurarken, İstanbul'da, Edirne'de, Van'da, Artvin'de, her yerde aniden beliriveririz.
Ben zeytin ağaçlarını çok severim.
Ne kutsallığından, ne bereketinden, ne meyvasından, ne yağından.
Ben zeytin ağaçlarını, çocukluğumdan bu yana, bana hayallerimde eşlik ettikleri için çok severim....
Taş bir kapının üzerine yatıp, büyüyüp adam olmayı düşleyen bir çocuğa ya da mutlu, güzel, adaletli, onurlu, huzurlu bir ülkede yaşamayı isteyen bir çocuk babasına eşlik ettikleri için...
alıntıdır Kerimcan Kamal
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
12/5/2007 - ANNEME
|
|

|
Sevgili Anneciğim, Ne garip; yeni yeni farkediyorum ki, çocukları anne olunca çocuklaşıyor anneler... ... Ve insan, zamanın nasıl insafsız bir öğütücü olduğunu bu rol değişiminde anlıyor. Eminim karnındaki ilk tekmemden, hatta doktorların 'Bundan sonra ağır kaldırmak yok' müjdesinden beridir iki kişilik yaşıyorsun yaşamı...
Doğum odasında bir küçük el saçlarına tutununca değişti herşey ve o el, o saçtan hiç eksik olmasın istedin. Kimbilir kaç geceyi karyola başuçlarında derin iç çekişler dinleyip hüzünlenerek uykusuz geçirdin, kaç emzirme seansında bitkin uyuyakaldın. O gün bugündür hayatı, bir toprakla çiçeği kadar ortak üretiyor, tüketiyoruz. Yolboyu, kusurlarını hiç görmedik birbirimizin, yeteneklerimizi abarttık karşılıklı; toz kondurmadık üzerimize, kol kanat gerdik... Ben dünyanın en iyi evladıydım, sense; tarihin en iyi annesi... Her çığlıkta başucumda biteceğini bilmenin güveniyle büyüdüm. Her derdimde benden çok dertleneceğini bilmenin o bencil alışkanlığıylaayakta kaldım.
Sevginle donandım... Ama sonra birden o korkunç çark devreye girdi ve yaşamın acımasız kuralı işledi ; Büyüdüm... Senin kollarında 'sen'den habersiz, bambaşka bir 'ben' çıktı ortaya. Bazen o eski 'ben'e hiç benzemeyen bir 'ben'... Çünkü farkettim ki, anlattığın masalların yaşamda karşılığı yokmuş. Kızlar bir prens umuduyla kurbağaları öpedursun, ben her yalanda burnumu yokladım. Şaşırdım. Bostandaki lahanaların, ısırılmış lahanaların ve benzeri pastoral ninnilerin modasının geçtiğini gördüm sokakta...
Söyleyemedim sana... 'Yaşamın değiştiğini, eski tecrübelerin artık eskisi kadar geçerli olmadığını' anlatan kitapları salonun ortasında açık bıraktım, açıp okuyasın diye... Her kuşağın o vazgeçilmez ikilemi depreşti yeniden; 'Devir de amma değişti' diye yakınırken sen; ben ilginle boğulduğumdan dertlendim. Bir yerim yaralandığında 'Anam görürse ne kadar üzülür' diye gizlemeye çalışmak küçük bir çocuk için nasıl bir yüktür bilir misin? Acından çok onda yaratacağın acı, acıtır canını...
Oysa ne çok acılar paylaştık seninle... Ve ne çok sevinçler yaşadık beraber... Nasıl dar günlerde yardıma koşup, kaç şenliğine ortak olduk birbirimizin? ...Lakin artık kafesten uçma vaktiydi. 'Danaların girdiği bostan'da ayakta kalabilmenin yolu, tek başına kanat çırpmayı öğrenmekten geçiyordu.
Yargıladık birbirimizi bir dönem...Sorguladık... ...Sen bana eş dost çocuklarını örnek gösterdikçe, ben seni eş dost ebeveynleriyle kıyaslar oldum. Sen her sohbete 'Bizim çocukluğumuzda...' diye başladıkça ben, değişen takvim yapraklarını koydum önüne...
Nasıl da zalim bir çark bu değil mi? Doğuyor, doğuruyor ve günün birinde yuvadan uçacağını bile bile koca bir ömrü karşılıksız veriyorsun... Ve hayat birden ıssız bir adaya dönüşüveriyor. Sonrası kâh bir kapı zili beklentisi, kâh bir mektup, kâh bir telefon sesi... Gizliden gizliye özlenen bir torun müjdesi... Fotoğraflar sarardıkça solan bir yaşam ve uzaklaştıkça yakınlaştığımız bir mazinin geri dönmez anıları... Yazılarla konuştuk öyle zamanlarda...Bakışlarla anlaştık. Ağlaştık birbirimizden gizleyerek acılarımızı... Bir mimikle özleştik, bir gülüşle kavuştuk. Ben büyürken seni de büyüttüm.
Şimdi çok daha iyi anlıyoruz birbirimizi... Çünkü küçücük bir el saçlarımı kavrıyor geceleri... Karyola başlarında uykusuz geceler geçiriyorum. Pastoral ninnilerle büyütüyoruz oğlumu; yalancı çocukların burunları uzuyor masallarda, öpülen kurbağalar prens oluyor.
...Ve yaşamın değiştiğini, eski tecrübelerin geçersizleştiğini anlatan kitapları kaldırıyoruz salondan gizli gizli... O korkunç çark, acımasız bir hızla dönmeye devam ediyor. Zaman, öğütüyor kuşakları... İnsan ancak mahrum kalınca anlıyor sevginin değerini... Bense sevginden mahrum kalmaya fazla dayanamayacağımı biliyorum.
O yüzden bu Anneler Günü'nde sana upuzun bir ömür diliyorum. Hem biliyor musun? 'SENİ ÇOK SEVİYORUM'......
Can Dündar

| |
|
|
| | | |
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
7/5/2007 - SANDIKTAKİ KERAMET

SELAM DEĞERLİ YÜCE TÜRK MİLLETİ
VE SEVGİLİ BLOGCU ARKADAŞLARIM
NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYEREK BİRAZ BİRŞEYLER KARALAMAK İHTİYACI HİSSETTİM ARADA ELİMDE OLMADAN KÖTÜ SÖYLEMLERİM OLURSA ŞİMDİDEN HEPİNİZDEN ÖZÜR DİLERİM...
SEVGİLİ ARKADAŞLAR CUMHURİYETİMİZE SAHİP ÇIKMA YOLUNDA ÇOK GÜZEL OLUMLU BİR BİRLİKTELİKTE İLERLİYORUZ
ŞU ANDAKİ YÖNETİMİN BÜTÜN AYAK DİREMELERİNE RAĞMEN
İNANILMAZ BİR PİŞKİNLİKLE NE YAPTIKLARINI BİLMEZ BİR DENSİZLİKLE ANAYASA HUKUK HİÇ BİRŞEY TANIMADAN CUMHURLARINI SEÇMEYE ODAKLANDILAR FAKAT SONUÇ FİYASKO OLDU..
PANİK HALİNDELER KARANLIK AMAÇLARINA ULAŞMA ÇABASI İÇİNDE BOCALIYORLAR
HALA BİNBİR TÜRLÜ ENTRİKA PEŞİNDE KOŞMAKTADIRLAR
ŞAŞIRMIŞ ÖRDEK MİSALİ...
O KADAR KÖRLEŞMİŞLER VE BEYİNLERİ BELLİ AMAÇLARINA ODAKLANMIŞ VAZİYETTE OLAYLARIN FARKINDA DEĞİL GİBİLER
İLK TOKADIN GELDİĞİNİ GÖRE GÖRE YEDİLER....
ŞU AN GROGİ DURUMLARI
ŞİMDİ SIRA SANDIKTA ATACAĞIMIZ
BİR SOL BİR SAĞ YUMRUKLA NAKAVT ETMEKTE....
TÜRK HALKININ BAĞRINDAN ÇIKAN ORDUSUNDAN ALDIĞI GÜÇLE
SAYIN TUNCAY ÖZKAN'IN,
SAYIN HULKİ CEVİZOĞLU'NUN
DEĞERLİ EMEKLİ GENERALLERİMİZİN
BİZLERE GERÇEKLERİ
KORKUSUZCA AKTARARAK TÜRK HALKININ UYUTULMASINI ENGELLEYEREK HER TÜRLÜ BASKI VE KANALTÜRK TV NİN KAPATILMASINA UĞRAŞMALARINA RAĞMEN BÜYÜK BİR İNANÇLA BİZLERE VE LAİK CUMHURİYETİMİZE IŞIK OLMUŞLARDIR HAKLARINI ÖDEYEMEYİZ TÜRK HALKI OLARAK
KENDİLERİNE MİNNETTARIZ..
AVRASYA TV YE DE ÇOK TEŞEKKÜRLER..
TÜRK HALKININ BİR ÇIĞ GİBİ BÜYÜYEREK MEYDANLARA ÇIKMASI
CUMHURİYETİNE SAHİP ÇIKMASI
HİÇ UMMADIKLARI BU BU SESLERDEN ÜRKTÜLER
SATILMIŞ MEDYA SAYESİNDE MİLLETİ UYUTTUKLARINDAN KENDİLERİNCE EMİN VAZİYETTE KARŞIT KONUMDAKİ MİLLETİMİZİ UYARAN KANALTÜRK TV Yİ DE KAPATMA ÇABASINA GİRİŞTİLER
AMA ÇOKKK GEÇ ARTIK
TÜRKÜM DEMEKTEN GURUR DUYAN DUYARLI TÜRK MİLLETİ
TATİL ZAMANININ OLMADIĞININ BİLİNCİNDEDİR
BU VATAN TOPRAKLARINI KANLARIYLA SULAYAN AZİZ ATALARIMIZ PKK TERÖRÜNE ONBİNLERCE ŞEHİT VERDİK HALA BU TERÖR DEVAMLI ŞİDDETLE SÜRMEKTE GÜN GEÇMİYOR Kİ ŞEHİT HABERİ OLMASIN ŞU AN BU YAZIMI YAZDIĞIM SIRADA ŞIRNAKTAN 2 ASKERİMİZİN ŞEHİT HABERİYLE YİNE YÜREĞİM ACIDI ALLAH AİLELERİNE SABIRLAR VERSİN ATEŞ DÜŞTÜĞÜ YERİ YAKAR DERLER BİZLERDE YANIYORUZ HEPİMİZ ANNEYİZ
BU ADİ CANİ PKK TERÖR ÖRGÜTÜNÜN ELE BAŞI ÖCALAN KÖPEĞİ İMRALIDA KEYİF ÇATARAK AFFEDİLMEYİ BEKLİYOR İŞİN EN ACISIDA ASKERLERİMİZ ONUN KILINA BİLE ZARAR GELMEMESİ İÇİN
KOLLAMAK ZORUNDA EMNİYETİ ASKERİMİZDEN BEKLENİYOR...
TESLİM ETSİNLER ŞEHİT ANNELERİ VE YAKINLARINA İCABINA BAKILSIN..
YOK ABD NE DERMİŞ YOK AB BİZİ İSTEMEZMİŞ İNSAN HAKLARIYMIŞ
ON BİNLERCE ŞEHİTİMİZ NEYDİ
İNSAN DEĞİLDE SADECE (( KELLEMİYDİ ÜLKEMİZİ YÖNETEN BAŞBAKANIN DEYİMİYLE ))
ONLAR BİZİM EVLATLARIMIZ NE EMEKLERLE BÜYÜTÜP VATANI KORUMAK AMACIYLA YAŞLARI GELDİĞİNDE SEVE SEVE ASKERE GÖNDERDİĞİMİZ
CANLARIMIZ YAVRULARIMIZ.....
BİNLERCE YAŞAM SAVAŞI VEREN SAKAT KALMIŞ GENCECİK GAZİLERİMİZ
ŞEHİT VATAN EVLATLARIMIZA ((KELLE)) DİYEN BİR ZİHNİYETE SAHİP YÖNETİMİ İÇİME SİNDİREMİYORUM HEPİNİZİN DE AYNI DÜŞÜNCELERE SAHİP OLDUĞUNUZDAN EMİNİM
BİR ŞEY DİKKATİMİ ÇEKMİŞTİR HER ZAMAN BEN BAŞBAKANI SANKİ HİÇ GÖREMEDİM ŞEHİT CENAZELERİNDE YARABBİM ASKERİMİZLE HALK İÇİÇE KENDİ YAĞIMIZLA KAVRULUYORUZ ÇOK ŞÜKÜR HÜKÜMET ORTALIKLARDA YOK ANINDA BASİT BAHANELERLE ARAZİ VAZİYETLERİ
ÇOĞU SAHİL ŞERİDİ YABANCILARA SATILMIŞTIR YÜKSEK KAZANÇ GETİRİSİ OLAN KAMU KURULUŞLARI YABANCI SERMAYENİN ELİNE GEÇMİŞTİR
SATMIŞLARDIR HALA DA SATMAYA DEVAM EDİYORLAR..
((DAHA YAPILACAK ÇOK İŞLERİ VARMIŞ)) EVET YE YE BİTMEZ DAHA VARDIR SATILACAK YERLER HERHALDE BİRDE TRANSATLANTİK ALMASI LAZIM
BÖYLE PİRANHA GİBİ YİYİP TÜKETEN PARÇALAYAN VE HALA DOYMAYAN BİR YÖNETİM YERYÜZÜNDE BİR ARADA BULUNMAMIŞTIR..
ZAMAN SANDIKTA HESAP SORMA ZAMANIDIR
EVLATLARIMIZIN TORUNLARIMIZIN GELECEĞİNİ KARARTMAYALIM
KUTSAL BİR GÖREV OLAN OY VERME HAKKIMIZI KULLANALIM
ONLARIN AYDINLIK GELECEĞİ İÇİN
CUMHURİYETİMİZE SANDIKTA SAHİP ÇIKALIM...
İLERKİ YILLARDA EVLERİMİZDEKİ AMPUL IŞIĞINDA BRONZLAŞMAK İSTEMİYORSAK
ŞU ANDA BAŞIMIZDA BİZLERİ YÖNEYENLERİN AMPULÜNÜ SÖNDÜRELİM
ELELE BİRLİKTE CUMHURİYETİMİZİ AYDINLIĞA KAVUŞTURALIM.
FAKAT BİR ŞEYİ UNUTTULAR TÜRK HALKI SATILIK DEĞİLDİR BUNU GÖZDEN KAÇIRDILAR
BAZİLARI GİBİ BEŞ DAKİKA LAVABOYA GİDİYORUM DEYİP OY ATMAK İÇİN MECLİSE GİREN ARKADAŞIDA ARKASINDAN BU NERDE KALDI BİR BAKIVEREYİM DEYİP ARKASINDAN OY ATMAYA KAÇAN İNSANLAR GİBİ DEĞİLDİR TÜRK HALKI DÜNYADAKİ HİÇ BİR SERVETE DEĞİŞTİREMEYİZ ÖZGÜRLÜĞÜMÜZÜ
TERÖRDEN KURTULMANIN TEK ÇARESİ KUVVETLİ DEMOKRASİMİZE SAHİP ÇIKABİLEN LAİK VE CUMHURİYETÇİ ATATÜRK İLKE VE İNKILAPLARINA BAĞLI İSTİKRARLI GÜÇLÜ BİR YÖNETİMLE OLUR...
SÖZLERİMİ ŞANLI ORDUMUZUN BAŞKOMUTANI GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ÜN ŞU ÜNLÜ SÖZLERİYLE BİTİRMEK İSTİYORUM
((İLK HEDEFİNİZ AKDENİZDİR İLERİ!!))
((BEN SİZE SAVAŞMAYI DEĞİL ÖLMEYİ EMREDİYORUM..))
ULU ÖNDERİMİZ SEVGİLİ ATAMIZ ŞU AN SAĞ OLSAYDI
((Ey Türk Ulusu ben size Cumhuriyetine sahip çık mitingleriyle ortalığı darmanduman edip
son olarakta ilk hedefiniz sandık deyip imzanızı atmanızı emrediyorum...))
derdi diye düşünüyorum...
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE..
HEPİNİZE SAYGI VE SEVGİLER....
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
Hakkımda
Yağlıboya resim
Hayata dair yazılar
El sanatları
Şiirler
Kategoriler
Arkadaşlarım
butterfly fikretsimsek goznuru gulten nergizcankul nurayekin68 hazanmevsimi lalecik onurtan aysunsay ozguluntarifleri verbalkint leylasen mamila arstekin eroman flood hayaldunyam elisisanati hadigulumse francika ilmekilmek oznurbursa yesilbursam milaca nihatgenc mila2 genocide
|